23 Haziran 2016 Perşembe

İSTEDİĞİN CEVABI ALMAK HAYAL DEĞİL...

İSTEDİĞİN CEVABI ALMAK HAYAL DEĞİL...


Samimi ya da başka tür bir ilişkide, istediğiniz şeyi ne kadar kolay elde ediyorsunuz? Peki, istediğiniz ya da ihtiyaç duyduğunuz şey hakkında ne kadar kolay soru sorabiliyorsunuz?

Pek çok kişi, ilişkilerinde sıkıntı yaşar; çünkü görünürde, ihtiyaç duyduğu ya da istediği şeye ulaşamamıştır. Bazen, istediğiniz şeye ulaşamamanızın tek nedeni, ricada bulunmamanızdır. Bazen de arka arkaya yapılan ricalar sonrasında, istediğiniz şeye halen ulaşamamış olduğunuzu görürsünüz.

Söz konusu durum, hemen her ilişkide yaşanabilir. Buna, samimi ilişkiler, flörtler, aile ve iş ilişkileri dahildir. Bu yazıda, samimi ilişkilere odaklanacağız. Öte yandan, aşağıda sunulan bilgiler, diğer ilişki türlerinde yaşayabileceğiniz sorunlarda da yardımcı olacaktır:

Herhangi bir ilişkide istediğiniz şeyi elde etmenin bazı püf noktaları vardır. Ve işin güzeli, bunlar manipülasyonun tersidir. Mümkün olan her an istediğiniz şeyi elde etmek için yapmanız gereken 10 sihirli yöntem şöyle:

Soru Sormak Normaldir

Bu, ilk ve en önemli püf noktasıdır. İstediğiniz ya da ihtiyaç duyduğunuz herhangi bir şeyle ilgili soru sormaya hakkınız olduğunu bilmelisiniz. Akşam çocuklara bakacak birine ihtiyaç duyabilir; küçük işler için yardım isteyebilir; kişisel gelişiminize yönelik bir yatırım yapmayı düşünebilir ya da istediğiniz bir hediyeye sahip olmayı arzulayabilirsiniz. Her zaman, ama her zaman, istediğiniz şey için ilgili kişiye ricada bulunun.

‘Evet’ Ya Da ‘Hayır’ Yanıtını Duymaya Hazır Olun

Soru sormanın etkili bir yolu da ‘evet’ ya da ‘hayır’ yanıtını duymaya hazır olmaktır. Bu durum, soru sorduğunuz kişiye seçim hakkı tanıyacaktır. İnsanlar, özgürlüğü ve gerçek anlamda seçim yapabilme gücünü severler. Bu şekilde sorun; büyük ihtimalle, ‘evet’ yanıtı alacaksınız.

‘Hayır’ Yanıtını Asla Hataya Dönüştürmeyin

Ricanıza ‘hayır’ yanıtı gelirse, kibar olun. Kibar bir tepkinin dışındaki her şey, rica etmek yerine talepte bulunduğunuz anlamına gelir. Talepler, asla iyi karşılanmaz ve her zaman dirençle karşılaşır. Bir ‘hayır’ yanıtını hataya dönüştürdüğünüzde, daha fazla ‘hayır’ yanıtı istiyorsunuz demektir. Kibar davranırsanız, çok geçmeden ‘evet’ yanıtı alırsınız.

Alternatif Bir Stratejiniz Olsun

Sizin ricada bulunma hakkınız olduğu gibi, ricada bulunduğunuz kişinin de ‘hayır’ deme hakkı vardır. Bunun anlamı, hoşunuza gitsin ya da gitmesin, alternatif bir stratejinizin olması gerektiğidir. Biri ‘hayır’ derse, onu istediğiniz şeyi yapmaya ya da vermeye zorlayamazsınız. Ama yine de istediğinizi elde edeceğinizden emin olabilirsiniz.



Başka Türlü Davransaydınız, Yanıtın ‘Evet’ Olacağını Farz Edin

Bir ricada bulunduğunuz kişi ya da kişilerin sizin menfaatinizi düşündüklerini farz edin. ''Hayır'' yanıtı alırsanız, ricanızın gerekçelerinin açık olmadığını aklınıza getirin. Gerekçeleriniz biliniyor olsaydı, ricanızın da yerine getirilmiş olacağını varsayın. Gerekçelerinizi nazikçe aktarın.

Üzerinizdeki Etkinin Bilinmesini Sağlayın

''Evet'' ya da ''hayır'' yanıtı sizi nasıl etkilerdi? Ricada bulunduğunuz kişi ''evet'' ya da ''hayır''ın etkisini biliyor mu? Küçük şeyler, üzerimizde derin etkiler yaratabilir. Öyleyse, ''evet'' ya da ''hayır'' yanıtının sizde yaratacağı etki hakkında net bir fikre sahip olun. Bu bilgiyi, ricada bulunduğunuz kişiyle paylaşın

Karşınızdakinin İsteklerini Yerine Getirin

Siz nasıl ‘evet’ yanıtını duymak ve istediğiniz şeyi elde etmek istiyorsanız, karşınızdaki kişi de aynı şeyi ister. Ona istediğini düzenli olarak verirseniz, siz de istediğinizi daha sık elde edersiniz. Burada önemli olan, karşınızdaki kişinin istediğini düşündüğünüz şeyi değil, sizden talep edilen şeyi vermek ya da yapmaktır.

Asla Dırdır Etmeyin

Dırdır etmek, kişinin direncini kırmak ve istediğiniz şeyi zorla elde etmek için, tekrar tekrar aynı şeyi talep etmenin bir yoludur. Bazen kısa vadede istediğinizi elde etmeye yarayabilir. Ama her zaman geri teper; çünkü gerek dırdır eden, gerekse dırdır edilen kişinin çok sinirlenmesine neden olur. Bir talebi arka arkaya tekrar etmeniz gerekiyorsa, bunu yukarıdaki fikirlerin ışığında yapın.

Usanmadan Teşekkür Edin

‘Evet’ yanıtı aldığınızda, bunu iyi kullanın. Karşınızdaki kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayın. Onlar az önce yüreğinize su serptiler; siz de bir iyilikte bulunun. Ne kadar çok takdir ederseniz, karşınızdaki kişi de o kadar çok size destek olur. Bir minnettarlık hissetmiyorsanız bile öyleymiş gibi davranın. Bir süre sonra minnet duymaya başlarsınız.

‘Sizden Bu Ricada Bulunmamam Gerekirdi’ Kaygısını Yok Edin

Birinden ilk etapta yapmış olması gereken bir şeyi şimdi yapmasını isterken duruma ne kadar içerliyorsunuz? Bu tür bir eylemde bulunmasını istemek zorunda kalmaktan dolayı sinirlenmiyor musunuz? Böyle anlarda, karşınızdaki kişinin kasıtlı olarak sizi kırmadığını ya da sizden faydalanmadığını hatırlayın. O sizin gibi olamaz; farklı bir insandır; farklı standart ve öncelikleri vardır. İstediğiniz şeyi talep etmek zorundasınız. Bunu yapın, yeter.



ÇOK GÜZELSİNİZ, PEKİ GÜZEL KONUŞUYOR MUSUNUZ ?

ÇOK GÜZELSİNİZ, PEKİ GÜZEL KONUŞUYOR MUSUNUZ ?
Kendinizi ifade edemiyorsanız ve anlaşılamıyorsanız “YOKSUNUZ”…
Hayatımız boyu bir çok konuda kendimizi geliştirmek, yenilemek, güzelleşmek, konforu yaşamak için çalışıyoruz, zaman ve para harcıyoruz. Peki sahip olduğunuz ne olursa olsun onu anlatamadığınız, karşınızdakine aktaramadığınız ve bu bir ürünse eğer satamadığınız zaman hiçbir anlamı olmadığını görüyoruz. O yüzden ne kadar güzel ve etkili konuşursanız,mimik ve jestlerinize hakim olursanız, beden dilinizi kullanırsanız o kadar güçlü bir etkiniz olur.
“Ses Tonunuz Hayatınızın Rengidir…”
Ses, insanın kişiliğini yansıtır. Gözlem yeteneği güçlü bir kimse, her hangi biri ile birkaç dakikalık konuşma sırasında, onun hangi özellikte bir insan olduğu hakkında genel yargıya varabilir.Telefonla konuşurken bile gülümseyin enerjiniz karşıya geçecektir
Diksiyonda başarı; kişinin okuduğunu, söylediğini içinde duyabilmesine, içinden geldiği gibi sıcak, içten söyleyebilmesine bağlıdır. Konuşmanın havasına girebilen bir kişi, söylediklerine bir anlam derinliği ve inceliği kazandırır.
Bazen bir tek kelimenin telâffuzu bile, o kişinin geçmişi, öğrenim derecesi, zihin faaliyeti ve yeteneği hakkında fikir verebilir. Ses; dalgınlık, kayıtsızlık, korkma, utanma, kibirlilik, kendini beğenme, dikkatsizlik, bünyece zayıflık vb. birçok özellikleri ortaya koyabilir. Aynı zamanda o kimsenin uyanık, yetenekli, dengeli, atak, makul, cesur olduğunu da gösterebilir. Kaba, pürüzlü, sert, haşin, genizsil, çok ince sesler; dinleyenler üzerinde iyi bir etki bırakmaz.
Bu alanda başarılı olabilmek için aşağıda belirtilen iyi bir konuşma sesinin niteliklerini bilmek gerekir.
* Sesin işitilebilir olması
* Canlılık
* Sesin ayarlanması
* Anlatımda değişiklik
* Temiz ve doğru söyleyiş
"Hitabette galip gelen, kelimeler değil; kelimelerin nasıl söylendiğidir."
Karşılıklı konuşmanın ilk istediği şey açıklık ve bütünlüktür. Sözün ağızdan çıktığı anda anlaşılmasını sağlayacak bir telâffuz yeteneği, topluluk önünde konuşanlar için son derece önemlidir.
Dinleyiciler, hatibin sesinin tonundan ya da kalitesinden ötürü, hatip hakkında yanlış intiba edinirlerse büyük bir ihtimalle kabahat hatibindir. Sert, tiz ya da zayıf bir ses, gevşek bir telâffuz, hatibin mesajından çok şey eksiltir. Sözlü anlatım çalışmalarının ilk kısmında sesin yeterli ve uygun olup olmadığı kontrol edilmelidir.
Ses doğru çıkaklarında çıkarılmalı ve iyi tınlamalıdır. Bazı sesler, tınısı bakımından kulağa hoş gelir; ama bazıları da ses tonunun iyi ayarlanamamasından ya da çok sert, çok tiz olduklarından kulağı tırmalar. Tınısız ya da donuk bir ses, inandırıcı olamaz ve beklenen etkiyi meydana getiremez. Bunun için çıkarılan ses, iyi ayarlanmış ve ahenkli olmalıdır. Söyleyişte en küçük bir yanlışa bile rastlanmamalıdır; ton değişikliği, duygu ve düşüncelerin bütün özelliklerini en iyi şekilde yansıtmalıdır.
Ses perdesinin düzeyi (esneklik); pes, orta ya da tiz olabilir. Esneklik, ses hacminin değişikliğe bağlı olan ses tonunu ya da perde değişikliğini kapssar. Ses, yükseltildiği zaman hacimce büyür; alçaltıldığı zaman ise küçülür. Konuşmaların tekdüzelikten kurtulması için, ses hacminin ve perdelerinin karışık olarak kullanılması gerekir.
“Sesinizi değil, sözünü yükseltin…”
Sesin esnek olmasının şu anlamları vardır:
Kuvvetli ve yüksek ton:                                 ÖFKE, HOŞNUTSUZLUK
Tatlı ve biraz yükselen ton:                            SEVGİ, ŞEFKAT
Hafif sesle orta ton :                                      DÜŞÜNCE VE SÜKÛNET
Bir yukarıdakinin daha üstünde ton :            ATEŞLİLİK VE CİDDİYET
Kuvvetli bir sesle alçak ton:                           DUYGU VE DÜŞÜNCEDE DAYANIKLILIK
Tatlı bir ses ve alçak ton:                               AĞIRLIK
Fısıltı hâlinde ton:                                          SİNSİ VE ALDATICI BİR DURUM
Sesin ton değişiklikleri, önemli yerleri vurgulamayı ve tekdüzeliği önlemeyi sağlar. Genel olarak konuşmaya orta bir tonla başlanır, ses yavaş yavaş yükseltilir.
Güzel ve etkili konuşmanın ilkeleri şu başlıklar altında toplayabiliriz.
İyi Bir Konuşmacı, Konusuna Hakimdir.
İster kalabalık bir gruba konferans veriyor, isterse arkadaş sohbetinde anısını anlatıyor olsun, ne söyleyeceğini bilir; kendine, bilgisine ve birikimine olan güvenini karşıya aktarır. Bunu sağlayabilmek için de çok yönlü bir ön hazırlık yapar. Kendisine yöneltilebilecek soruları yanıtlayabilecek, ya da en azından doğru yönlendirebilecek kapasitededir.
Bilgi dağarcığının zenginliği, düşünsel yetkinliğini de arttıracak, neyi ne kadar söylemesinin daha uygun olacağına, dinleyicisini gözeterek, kolayca ve doğru olarak karar verebilecektir. Çünkü, konusuyla ilgili tüm ayrıntılar dinleyenleri ilgilendirmeyebilir. Bu durumda kişinin bir seçme yapması gerekecektir. Konusunun bütününe olan hakimiyeti, gerekliyi gereksizden ayırt edebilmesini, seçenek sunabilmesini ve anında değişim yapabilme esnekliğine sahip olmasını getirecektir.
İyi Bir Konuşmacı, İyi Bir Gözlemcidir
Çevresinden algıladıklarını, duyguları ve birikimiyle harmanlayıp, eyleme dönüştürebilir. Kendini çevreleyen dünyaya, çevresindeki insanlara, olaylara ve durumlara karşı uyanıktır. Bunlarla ilgili gözlem ve bilgileri, konuşmalarını zenginleştirmek, somutlaştırmak ve etkileyiciliğini arttırmak için kullanır. Gözlem yeteneğini geliştirmek, konuşma eylemi sürerken dinleyicinin tepkilerini izlemesini ve bu tepkiler doğrultusunda gerekli değişimleri yapabilmesine olanak sağlar.

İyi Bir Konuşmacı, Dinleyicisini Tanımaya Çalışır
Karşılıklı konuşacağı ya da karşılarında konuşacağı kişilerin niteliklerini, alışkanlıklarını, tercihlerini ve eğilimlerini önceden bilmek, konuşmacının hazırlık aşamasında çok işine yarar. Örneğin, aralarında bir kadın bulunan altı-yedi kişilik bir gruba, kadınları küçük düşüren bir fıkra anlatmak, o kadın dinleyiciyi rahatsız edebilir. Hele de bu konulara fazlasıyla duyarlı bir kişiyse, aşırı bir tepki verebilir. Dolayısıyla, güldürerek duruma egemen olmayı amaçlayan konuşmacı, tam tersine olumsuz, gergin bir ortamın oluşmasına yol açabilir.
İyi Bir Konuşmacı, Sesini İyi Kullanır
Ses kasının kapasitesini bilir ve konusunun gereklerine göre tonunu değiştirebildiği gibi, ses yüksekliğini de bulunulan yerin büyüklüğüne, grubun kalabalık olmasına ve niteliğine göre ayarlar. Sesinin tınısındaki özellikleri, akışın tekdüzeliğini kırmak için bilinçli bir biçimde kullanılabilir. Yeri geldikçe sesini inceltmesi, kalınlaştırması ya da ses tonunu yükseltip, düşürmesi dinleyenler üzerinde olumlu etkiler yapar. Konuşmacı bir anlamda zengin tınlayan bir ‘ konuşma ezgisi’ oluşturur.
İyi Bir Konuşmacı, Heyecanını Denetler
Konuşma sırasında soluk alıp verme dengesini iyi ayarlayarak, heyecanını denetim altında tutabilir. Denetimsiz heyecanın yol açtığı kesiklikleri, titremeleri, ses yetersizliklerini, düşünce boşluklarını, sözcük kayıplarını ve davranış bozukluklarını engelleyebilir. Hatta heyecanını, konuşmasının iç dinamiği biçimine dönüştürerek, etkileyici bir canlılık kazanır.
İyi Bir Konuşmacı, Diksiyon Kurallarını Doğru Uygular
Düşüncesini en iyi ifade edecek sözcükleri seçer, cümlelerin kuruluşuna özen gösterir, bunları diksiyon kurallarının gerektirdiği biçimde seslendirir. Harfleri boğumlandırırken, sözcüklerin doğru ve kolay anlaşılır olmasına çalışır. Dilin yapısal özelliklerini ve seslendiriliş biçimlerini etkileyici bir doğallıkla kullanır. Dile hakimiyetinin sağladığı inandırıcılık, güven ve saygınlığın, karşıya aktarmayı amaçladığı düşüncesini ifade etmekle zorlanmaz, konuşması sözcük aramakla bölünmez, düşünme payı sözcüklerini kullanma gereksinimi duymaz.
İyi Bir Konuşmacı, Beden Dilini İyi Kullanır
İçinde bulunduğu ortama göre sözlerini destekleyecek mimikleri, el-kol hareketlerini, beden açılarını, duruş ve oturuş biçimlerini karşısındakileri gözeterek ayarlar. Göz temasını, dikkati besleyecek bir unsur olarak çekinmeden, ustaca kullanır. Vurgulamalarına jestlerle canlılık ve boyut katar, dinlemeyi ve anlamayı kolaylaştırır. İçeriğindeki önemli bölümleri beden diliyle destekleyerek, aklıda kalıcılığını arttırmaya çalışır. Yaptığı tüm mimik, jest ve davranışlar, kişiliğiyle uyumlu ve doğal olduğundan dinleyiciyi irkiltmez, özden koparmaz.
İyi bir konuşma yıkıcı değil, yapıcı olmalıdır.
İster topluluk önünde konuşalım, ister arkadaş çevrelerinde konuşalım, bizi dinleyenlerin inançlarını, değer yargılarını göz önünde bulundurmalıyız. Elbette ki, her konuşmanın bir mesajı vardır. Bunun için de onların duygularını sömürmekten özellikle kaçınmalıyız. Yapıcı konuşma, dinleyicilerin inançlarını, değer yargılarını, düşüncelerini olumlu bir yönde değiştirmeyi amaçlar.
İyi bir konuşma, ilginç ve değerli konuları kapsar.
Seçeceğimiz konunun hem kendimiz için, hem de dinleyiciler için ilginç olması gerekir. Açık bir gerçektir ki, ilgi duymadığımız bir konuda rahatça konuşamayız. Üzerinde konuşabileceğimiz konular sayısızdır. Ayrıca, konuşmanın düzeyini belirlemede de seçilen konunun büyük bir payı vardır.
İyi bir konuşma, konuşmacının kişiliği ile bütünleşir.
Konuşmacının kişisel nitelikleri ile konuşma arasında sıkı bir etkileşim vardır. Sözgelimi, yalancılığı, ikiyüzlülüğü herkesçe bilinen birinin “yalancılığın kötülükleri” üzerinde yapacağı bir konuşma, kimseyi inandırmaz. Bunun gibi, konuşucunun kişisel görünüşüyle sözleri arasında da bir bağlantı kurmak ister dinleyici. Bu yüzden, konuşmanın inandırıcılığında konuşmacının kişiliği önemli etkenlerden biridir
İyi bir konuşma, belli bir amaca yönelir.
Amaç, dinleyiciler üzerinde konuşmacının bırakmak istediği etkidir. Dinleyicilerimize neyi vermek istiyoruz, onları neye, hangi gerçeğe yönelteceğiz? Konuşmamız süresince bu soruları göz önünde tutmak zorundayız. Bu amaca, yönelmeden yapacağımız konuşma, dağınık, etkisiz kalacak, dinleyicilerimizde bir karşılık uyandırmayacaktır.
İyi bir konuşma, konuşmayı etkileyen etkenleri çözümleyerek oluşur.
Konuşmayı etkileyen etkenler şunlardır: Konu, dinleyici, ortam ve konuşmacı. İyi bir konuşma yapabilmek için bu öğeleri ayrı ayrı, bir bütün olarak değerlendirmeli, çözümlemeliyiz. Üzerinde konuşacağımız konunun boyutları nelerdir? Dinleyicilerimiz yönünden önemi nedir? Kimler için konuşacağız? Konuşacağımız kişilerin toplumsal, kültürel, ekonomik durumları, yaş, cinsiyet özellikleri nedir? Nerede, ne kadar süreyle konuşacağız? Konuşmacı olarak kendi durumumuz nedir? Bu soruların üzerinde durup bir bütün olarak bunları değerlendirmemiz gerekir. Konuşmamızı hazırlama ve düzenleme aşamasında bu soruları göz önünde tutmazsak başarılı konuşma yapamayız.
İyi bir konuşma, sağlam bir konuşma yöntemi üzerine kurulur.
Yöntemimizi amacımıza ve konuşma öğelerini değerlendirmemize göre seçmemiz gerekir. Genellikle konuşmalarda 4 ana amaç ve bu amaçlara yönelik 4 ana yöntem vardır: Tartışma, savunma, öğretme ve duygulandırma. Amaçla yöntem arasındaki bağlantıyı kurmak, başarılı bir konuşmanın önkoşullarından biridir.
İyi bir konuşma sağlam bilgilere dayanır.

Hangi konuyu seçersek seçelim, o konu üzerinde rahatça, doğal bir biçimde konuşabilmemiz, konunun gerektirdiği bilgileri, araç ve gereçleri edinmemize bağlıdır.

DUYGU SÜNGERİ MİSİNİZ?

DUYGU SÜNGERİ MİSİNİZ?
Hayatımızdan bir yılı daha geride bırakırken her yeni yıl dilekleri için bir çok hayal kurarız isteklerde bulunuruz hatta Noel Baba’dan medet umarız aslında isteklerimizi gerçek eksiklerimize göre değil eksik olduğunu düşündüğümüz şeyler için kullanıyoruz. Peki yeni yılda Duygu Süngeri” olmayacağım diye bir dilemeye ne dersiniz.
Stres, korku, heyecan, öfke, kızgınlık… Bunlar birkaç tanesi ve daha fazlasını yaşadığımız bu hislerin hepsi hayatımızda daima mevcutlar. İnsan bu enerjileri başkalarından da “kapabiliyor”. Eğer siz de bir nevi duygu emen sünger gibiyseniz, başkalarının olumsuz duygularından nasıl kaçınmanız gerektiğini öğrenmelisiniz böylelikle daha mutlu ve huzurlu yaşayabilirsiniz.

Olumsuz duyguların kaynağı birbirinden farklı olabilir; bizzat sizden de kaynaklanabilir, bir başkasından da almış olabilirsiniz veya karışım da olabilir.
1. Olumsuz duyguları çekmeye elverişli olup olmadığınızı fark edin
Yoksa siz de “duygu emici sünger misiniz?
Bunu anlamak için birkaç ipucu:
İnsanlar sizin için “aşırı hassas” diyorsa, bilin ki bu bir iltifat değil.
Başka insanların korku, gerginlik, stres gibi duygularını kendi bedeninizde ve ruhunuzda  hissedip, bunları kendi problemleriniz gibi çözmeye çalışıyorsunuz. Bu kişiler, sadece tanımadıklarınız değil; ailenizden, arkadaşlarınızdan biriside olabilir.
*Kalabalık bir ortamda kolayca mutsuz olabiliyorsanız.
*Koku, ses veya uzun süreli konuşma kolayca sinirlerinizi bozuyorsa.
*Enerjinizi toplamak ve kendinize gelmek için yalnız kalmaya ihtiyaç duyuyorsanız.
*Hislerinizi uzun süre muhafaza edemiyorsunuz ve  hisleriniz çabuk değişebiliyorsa.
*Cömert, fedakâr ve iyi bir dinleyiciyseniz.
*Her zaman bir kaçış planınızın olmasını seviyorsanız.
Örneğin, buluşmalara kendi aracınızla gidip kimseye bağlı kalmayıp istediğiniz zaman ayrılma rahatlığı yaşamak istiyorsan.
*Yakın ilişkilerdeki samimiyet sizde kontrolü kaybetmişlik hissi yaratıyorsa.
Kendinize itiraf edebilirsiniz, siz bir “DUYGU SÜNGERİSİNİZ”.
2. Süngerin nasıl oluştuğunu bulun
O zaman kaynağı bulmak için kendinize şu soruyu sorun, “Bu sizin kendi hissiniz mi, yoksa başkasına mı ait?”. İkisi de olabilir. Eğer yaşadığınız korku veya öfke hissi size aitse, bunun nedenini araştırın, gerekirse profesyonel yardım alın. Örneğin; sinemadan dönüşte eve gelirken, izlediğiniz filmi beğenmiş olmanıza rağmen öfke hissi taşıyorsanız, yakınınızda oturanların depresyonunu çekmiş olabilirsiniz. Veya alışveriş merkezi, konser alanı gibi kalabalık ortamlarda kendinizi mutsuz hissediyorsanız, etraftaki negatif enerjiyi çekiyorsunuz demektir.
3. Kaynaktan Uzaklaşın
Kendinizi kötü hissettiğinizde bulunduğunuz yerden en az 20- 30 adım uzağa gidin, bu size duruma uzaktan daha objektif bakma ve duygu değişimi farkındalığı yaratır ve  yaşadığınız olumsuz hisler bir anda değişebilir. İnsanlardan uzaklaşırken kendinizi kötü hissetmeyin, alışveriş merkezinde oturduğunuz sandalyeyi değiştirirken çekinmeyin.
4. Nefesinize Odaklanın
Nefes öz demektir eğer nefesinize hatta diyaframınıza odaklanırsanız  kendi özünüzle iletişime geçmiş olursunuz. Birkaç dakika karnınıza doldurduğunuz havayı aldığınız süreden daha uzun sürede ve kontrol ederek yavaşça verirseniz  içinizdeki  o negatif hissi dışarı soluyup, sakinliği içinize çekebilirsiniz. Bunu yaparak olumsuz hislerden uzaklaşabilirsiniz.
5. Kırgınlıklarınızı saklandıkları yerden çıkarın
Negatif duygular karın bölgemizde toplanırlar  o yüzden stresli dönemlerde önce midemize vurur tüm olumsuzluklar, hepimizde enerji  midemizin yakınındaki duygu merkezinde toplanır. Stresten arınmak için avuç içinizi midenize götürün ve bir süre bu şekilde durun karın bölgenizin genişleyip ferahladığı hissini yaşayana kadar elinizin sıcaklığı ve olumlu enerjisi sizi nötür hale getirsin.
6. Kalkanları devreye sokun
Bedeninizi saran beyaz bir ışık olduğunu ve bu ışığın negatif hislerin içeri girmesine engel olarak sizi koruduğunu düşünün. Bir nevi bir kalkan tarafından kendinizi koruduğunuzu hissedin ve artık başkalarının olumsuz duygularını sünger gibi çekmeyi bırakın.
Olumlu hisleri beslemek, uzun dönemde insanı daha güçlü kılar.
  
7. Duygusal yüklenmeyi yönetin
Başkalarının duygularını sırtlamayın ve bunun için kendinizi parçalamayın. Bunun yerine yeni yöntemler geliştirin. Örneğin sizi mutsuz eden “duygu vampirlerini” tespit edin ve kendinizi onlara karşı koruyun, stresli bir durum öncesinde protein açısından zengin gıdalarla beslenin, zor durumlardan kurtulmak için başkalarına değil kendinize güvenin, sizi sömürmek isteyenlere karşı sınırlar belirleyin, kendinize özel bir alan yaratın ve başkalarından da buna saygı duymalarını isteyin, fırsat yaratın ve  meditasyon yapın.
8. Pozitif insanlarla ve durumlarla vakit geçirin
“Alimle eyle sohbet bulursun mertebe, cahille düşüp kalkma dönersin merkebe”  
Ne kadar yüksek enerjili ve pozitif insanlarla birlikte zaman geçirirseniz o kadar çok pozitif bir hayatınız olur, ancak bile bile negatif insanlara yani enerji vampirlerine enerjinizi emdirirseniz o kadar negatif bir hayatınız olur.
Başkalarının içindeki iyiliği görmeyi bilen arkadaşlarınızı arayın, umutlu insanları dinleyin, başkalarının kendine olan inancını dinleyin, umutlu şeyler söylemeye gayret edin. 9.
Telefonu değil birazda “KENDİNİZİ ŞARJ EDİN”
Pilinizi kimlerin bitirdiğini eminim biliyorsunuz o zaman önce telefonda yaptığınız gibi şarj yiyen uygulamaları kapalı tutalım ki enerjimiz daha çok dayansın. Eğer bir enerji kutusu taşımıyorsanız yanınızda o zaman ne yapacağımızı artık biliyoruz.

Yeni yıldan ne isterseniz isteyin önce enerji isteyin, size istediğiniz her şeyi yaptıracak mutlu edecek ve başarıya taşıyacak enerji bugünün en değerli mücevheridir onun kıymetini bilin.
Bir yaşlıyla sohbet edin ilk şikayeti artık enerjisinin ve gücünün kalmadığıdır çünkü yapmayı istediği o kadar çok şey vardır ki ve tek engel budur ruh değil beden enerjisini kaybeder.
Artık Noel Baba’dan beklemeyin;
“Zaman varken harekete geçin, enerjiniz varken yapın”



“Zor İnsan” diye bir şey yok, “Zorlayıcı Davranışlar” var. Zor insanlarla başa çıkmanın yolları…

“Zor İnsan” diye bir şey yok, “Zorlayıcı Davranışlar” var.
Zor insanlarla başa çıkmanın yolları…
 İletişim kurmakta güçlük çeken insanları uzmanlar “Zor İnsanlar” olarak adlandırılıyor. Zor insanlar, toplumdan topluma, kişiden kişiye göre farklı olarak tanımlansa da, temelde benzer davranışlar gösteriyorlar. Tüm zor insanların inatçı, hırslı ve kaprisli oldukları görülüyor. Ancak unutmayın ki, insanları değil ama davranışlarını değiştirmek sizin elinizde. Pek çok kişi çevresindeki zor insanlardan şikayet eder. Evde, işte, okulda kısacası her ortamda bir zor insan bulunur.
Ve maalesef bazı insanlar sürekli bu şekilde bir davranış içinde bulunuyorlar.
 “Bazı insanlar karşılarındakinin performansını düşürmek ve onların şevkini kırmak için bilerek zor tavırlar sergiler.”Her zor insan birbiriyle aynı davranışları sergilemez.Bazı zor insanlar sürekli konuşup hiç dinlemezken, diğerleri de hep son sözü söylemeyi tercih eder.Kimisi sürekli sizi eleştirir. Bazısı sessiz, bazısı agresif olabilir.
İşyerinde etrafınıza dönüp bir bakın, sürekli kendini haklı gören, her şeyden şikayet eden, ikide bir kapınıza dayanıp vaktinizi çalan, dedikodu yapan, ispiyonlayan, olmadık şeylere sinirlenen, her şeye muhalefet eden, hiçbir şey yapmayıp yan gelip yatanlar... Zordur bu insanlarla çalışmak. Sizin sinirlerinizi yıpratmakla kalmaz, işinizde de başarısız olmanıza neden olurlar. Uzmanlar, bu kişilerin tavırlarını kişiselleştirmeyin, onlara karşı net ve kararlı olun diyorlar. İşte, en sık karşılaşılan zor insan modelleri ve onlarla mücadele yolları.
Zor insanlar “İletişim kurmakta zorluk çekilen kişiler” olarak tanımlanabilir ve zor insan tiplerinin sizin konumunuza, iletişim biçiminize ve kendi bireysel özelliklerinize göre artırılabilirsiniz. Yani yöneticiler için zor elemanlar, çalışanlar için zor iş arkadaşları ve astlar için zor yönetici tipleri farklılık gösterebiliyor.
Balonlar, buldozerler pasifler, saldırganlar...
Temel olarak ise zor insan tipleri saldırganlar, zorbalar, sinsiler, aniden öfkelenenler, şikayetçiler, pasif agresifler, muhalifler, her şeyi bilenler, balonlar, buldozerler, umursamazlar, kararsızlar şeklinde sıralanıyorlar. "Saldırganlar, kendini her zaman haklı bulan kişilerdir. Aşağılayıcıdırlar. Bunu açıkça ya da dalga geçerek yapabilirler. Aniden öfkelenebilir ve hakaret edebilirler. Şikayetçiler ise sorumluluktan kaçıp, yakınırlar. Pasif agresifler ise ne evet ne hayır diyenlerdir, her şey sürüncemede kalır. Hep hata bulan ama çözmeyenler, muhalifler grubunu oluşturur. Her şeyi bildiklerini iddia edenler, kendi söyleyip kendi inanlar başka bir grup zor insandır. Örneğin buldozerler, tam ve en doğruyu bilenler, kimseye ihtiyacı olmayıp karşısındakine yetersizsin mesajı verenlerdir. Balonlarda ise az bilgi çok laf vardır, herkes bana bayılsın ister, bilgisiz konuşur ve kendi inanır. Tepkisiz ve iş yapılırken ortada olmayan umursamazlar ve karar verip, harekete geçmeyenler de zor insanlardır".
Yaşamın her alanında karşımıza iletişim kurmakta zorlandığımız kişiler çıktığını ama söz konusu iş yaşamı olduğu zaman zor insanlarla ve zor durumlarla başa çıkmanın daha önemli bir sorun haline gelir: "Çünkü baş edemediğimiz her ilişki ve durum iş yerinde hem bizim başarımızı, verimimizi, mutluluğumuzu hem de çalıştığımız iş yerinin verimini ve huzurunu etkiler. İş yerinde ve kişide stres ve öfke oluşur. Stres bireysel ve kurumsal verimi en çok etkileyen nedenlerden biridir. Öfke ise kontrol edilmediği zaman olumsuz sonuçlar doğurur. Tümü kişinin işini kaybetmesine neden olabilir."
Küsmeyin, zor insanlar her yerde
Çatışmaların ve kişilikler arasındaki problemlerin iş yaşamının çok önemli bir gerçeği,
"Zor insanlar her yerde var, ailemiz, akrabamız, kendimiz de zor insan olabiliriz
Durup bakmak lazım, toparlanmak lazım. Bu kişiler iş yaşantımızda, özellikle bizim takımımızda olduğunda daha da zorlanıyoruz. Ama onlarla yola devam etmek durumundayız. Yaşamda bu tür insanlar var, önemli olan onlarla birlikte bir şeyler yapmayı öğrenebilmek. Bu yüzden onlara küsmemeli, onlarla nasıl bir şeyler yapacağımızı, nasıl üretken olacağımızı araştırmalıyız".
10 zor insan modeli
İş ortamında her çeşit insanla karşılaşır, sokakta selam vermeyeceğimiz insanlarla çalışmak zorunda kalırız. En yaygın 10 zor insan modelini ve onlarla başa çıkmak için işte tavsiyeler
Dakika başı sizi rahatsız edenler
Bi’ beş dakikan var mı?", "Bir şey soracaktım?", "Rahatsız ediyor muyum?" Günde 10 kere, 15 kere, 20 kere, sizi devamlı bölüp taciz ederler. Söz konusu personelin ciddi kendine güven sorunu vardır. Karar veremiyor onun için her adımını birine doğrulatmak istiyor. Bilgisine de güvenmiyor olabilir. Bu tür çalışanlar genellikle kendisine en iyi davranışını, en çok sabır göstereni taciz ederler. Önce sıkkınlığınızı ve işinizi yapamadığınızı şaka yollu anlatmaya çalışın ("Sen de bana danışmadan hiç bir şey yapmıyorsun") olmadı kırıcı olmadan daha açık söyleyin ("Yardım etmek istiyorum ama kendi başına yapman senin açından daha iyi, ben her zaman yanında olamam").
Eğer işi yüzsüzlüğe vardırırsa, daha açık ve kararlı olmak gerekebilir. (Bu arada, eğer işe yeni girmiş bir çalışansa, sizi mentoru gibi görüyor olabilir. Baş belası ile yardıma ihtiyacı olan bir genç meslektaşınızı aynı kefeye koymayın.)
Her şeyden sürekli şikayet edenler
Çok çalışıyor, çok işi var, her işi o yapıyor, kimse kıymetini bilmiyor, yeteri kadar sorumluluk verilmiyor, bütün sorumluluk onun sırtında... Her durumdan sızlanacak bir konu çıkarıyor.  "Bu bir karakter özelliğidir, değiştiremezsiniz, düzeltemezsiniz". Yapabileceğiniz, kırmadan sorunlarının o kadar da önemli olmadığını göstermek: "İşin çok diye şikayet ediyorsun ama, ya şu anda İş kur’da kuyrukta bekliyor olsaydın?" diyebilirsiniz mesela. Eğer dinlemezseniz, kendini acındırmak için şikayetlerini artırır. Ciddiye alır dinlerseniz, devam eder. Dengeyi sağlamalısınız. "Ya ya..." deyip geçiştirin.
Bilgiyi paylaşmayıp kendine saklayanlar
Sizin aradığınız bilgi elindedir, ama kendine saklamayı tercih eder, bunu bir "iktidar" gibi görür. Bu tip insanlar işlerini canlarının istediği gibi, istedikleri zaman yapmak isterler. "Mümkünse bu insanlara muhtaç olmamak gerekir". Ama elinde önemli bilgiler bulunduran bir çalışansa, işiniz zor. Anlatmayı deneyin bir kere (işyerinde soyutlanacağını belli edin, bundan korkabilir) ama büyük ihtimalle inadım inat diyecektir. İşiniz aksıyorsa, üstlerinize durumu bildirin, yöneticiler gerekli önlemi alsın.
Arkadaşlarını üstlerine kötüleyenler
Yüzünüze karşı gayet nazik ve uyumlu davranan bu çalışanın, yöneticinizle yalnız kaldığında sizi nasıl "sattığını" bir bilseniz! Bir defa uzak durmaya çalışın. Olmadı, zor olanı yapın ve çatışmayı göze alın. "Yaptıkların kulağıma geldi, çok ayıp ve yanlış" deyin. Ama unutmayın, bu tip insanlar yüzünüze karşı nazik ve tatlı dillidir. Ayrıca kazanmaya çalışmayın, iki yüzlü davranacaktır. En iyisi eline ve diline malzeme vermemek ve gerektiğinde korkutmaktır. Zaten (hemen herkesi sattığı için) uzun vadede, yöneticiler de bu çalışanın bu "kötü huyunu" öğrenecekler ve inanmayacaklardır.
Her şeye kızıp sinirlenenler
Açık yara gibi hassas, süper alıngan, en küçük eleştiriye tahammül edemeyenler... Bu davranış aslında bir şantaj diyebiliriz. Başkalarının eleştirmesini, iş istemesini engellemek, onların elini kolunu bağlamak için bir taktik. Genellikle insanlar olumsuz bir tepki almaktan çekindikleri için de, genellikle bu işe yarar. Ama doğru olan "Ağlasan da, bağırsan da, doğruyu yüzüne karşı söyleyeceğim, kusura bakma" tavrıdır.
Yardım isteyen ama yardım etmeyenler
Sizden devamlı işi için yardım isteyen, ama kendinden bir şey istendiğinde parmağını kıpırdatmayanlar. Nezaketle bu tür tek taraflı bir ilişkiyi garipsediğinizi söyleyin. Ona, sadece size ve yapılan işe değil, kendine de zarar verdiğini anlatmayı deneyin. Olmadı, bir yardım istediğinde "Yardım etmeyeceğim ki, nasılmış anla" diyebilirsiniz. Ona, çalışma ortamının ve ekip çalışmasının dayanışma ve işbirliğine dayandığını, buna uymayanın dışlanacağını açık açık söyleyin.
Sürekli soğuk hatta kırıcı şakalar yapanlar
Aslında kötü niyetli değildir, kızamazsınız ama, sürekli işinizle, özel hayatınızla hatta mali durumunuzla ilgili yerli yersiz şakalar yapar. Denemeniz gereken ilk yöntem, ilkokuldaki kötü şakalar yapan arkadaşınıza uyguladığınız olabilir: Dinlemeyin, duymamış gibi yapın, gülmeyin, çok ısrar ederse ’Eeee?’ deyin. Eğer devam eder ve sizi rahatsız edecek bir durum olursa, herkesin içinde ve yüksek sesle "Bu şakalarından hoşlanmıyorum, haberin olsun" deyin. Eğer herkesin eleştirdiğini fark ederse, şakalarına son verebilir.

Her türlü değişime yeniliğe karşı çıkanlar
Genellikle şirketin eski bir çalışanıdır. Bu ona bazı haklar verir. En azından öyle düşünür. Ya motivasyonunu kaybetmiştir, ya başarısız çok sayıda değişim görmüştür, ya da huyu böyledir, en küçük değişikliğe bile itiraz eder. Onu inandırmaya, doğru yola getirmeye boşuna çabalamayın. Başaramazsınız. Onu ekipten çıkaramıyorsanız eğer, projenin önündeki engellerden biri gibi algılayıp ekibin motivasyonunu bozmasına izin vermemelisiniz. Bu durumda "Proje etrafında konsensüs aramak hayalinden vazgeçin. Onu asla yok farz etmeyin. Eleştirilerini, argümanlarını dinleyin hatta faydalanmayı da bilin. Ama ’şöyle bir karar verildi ve şöyle yapılacak’ deyin, yolunuza devam edin" işe yarayacaktır.
Hiçbir şey yapmayan, yan gelip yatanlar
Bu da tam tersi, bir şey isteğinizde asla itiraz etmiyor ama sonra parmağını bile kımıldatmıyor. Yaparım diyor, yapmıyor. Söz veriyor, tutmuyor. İşi başkalarına ve bu arada size yıkmaya çalışıyor. Eğer yaptırımınız yoksa, böyle birini yola getirmek çok zordur. Ekipte kimin neyi ne zaman yapacağı çok net belli olmalı ki, kaytaranlar ortaya çıksın, tembeller başkalarının arkasına saklanamasın, hesap sorabilesiniz. Bu durumda "Bu tip insanlar çok tembel görünürler ama ellerini taşın altına koyunca çok iyi de sonuç alabilirler. Oyununa gelmediğinizi belli edin, işi başkasının üstüne yıkmasına izin vermeyin".
Dedikodu yapan, yalan yanlış şeyler söyleyenler
Sempatiktir. Başkalarıyla ilgili dedikodularını dinledikten sonra, bir gün fark edersiniz ki... sizin hakkınızda da sağda solda konuşmaktadır.
Tek çare, suçunu herkesin içindeyken yüzüne vurup oyununu bozmaktır: "X hakkında bana şöyle söyledin. Benim hakkımda Y’ye şöyle söyledin. Bizi birbirimize mi düşürmeye çalışıyorsun? Ne yapmak istiyorsun sen?" Büyük bir ihtimalle, dedikoducunun bütün kurbanlarının dili çözülecektir. Bundan sonra, o dedikodu yapmaya devam etse de, inanacak kimse bulamayacaktır en azından.
Nasıl başa çıkarız?
Zor insanlarla çalışabilmek için önce kendimizi, iletişim biçimimizi, yeterli ve yetersiz hissettiğimiz özelliklerimizi tanımamız gerek: "Böylece kişinin bize niçin zor geldiğini anlayabiliriz. İnsanların davranış biçimlerini değiştiremeyiz ama kendi tutumlarımızı değiştirerek onları durdurabiliriz. Sizin kararlı ve net olmanız onu durdurabilecektir. Sonra karşınızdaki kişinin iletişim biçimini değerlendirmek ve sakin olmak gerekir. Stres ve öfke ile mücadele edebilmek size üstünlük sağlar. Unutulmaması gereken en önemli şeylerden biri, zor insanların davranışları sizi hedef almamaktadır. Kişiselleştirmeyin ki baş edebilin."
Eğer zor insanla nasıl başa edeceğinizi çözemediyseniz iş yaşantınız zehir olabilir.Her tiple başa çıkmanın ayrı yönetmeleri var: "Örneğin takım arkadaşlarınızın arasında inatçı bir kişilik var. Eğer siz de sürekli olarak işi gücü bırakıp onu ikna etmeye çalışırsanız hiç bir ilerleme gösteremezsiniz. Bütün zamanınız onu ikna etmekle geçer, sürekli mücadele içinde olacağınız için çok yıpranırsınız, o kişiyle de aranız bozulur. Ona ikna olmasa da yöneticinin böyle istediği söylenebilir. Çünkü bazen ikna olmadan da işler yapılabilir. Eğer herşeyi ben bilirim diyen birisiyle birlikteyseniz onu biraz yavaşlatmak, susturmak gerekebilir. Mesela ona zor görevler verilebilir. Ben biliyorum demesine olanak vermeyecek, oturup çalışmasını gerektirecek görevler zaten onun da hoşuna gidecektir. Diğer taraftan kişi yalancı ise onunla yüz yüze konuşulabilir, ya da ertelemeci bir kişiye zaman yönetimi konusunda bir harita verilebilir."
Konunun aslında iletişim gücüyle ve insan davranışlarını çözümleme üzerine olduğunu  anlamışsınızdır bir nevi problemi bul çözüm üret strateji belirle ve en az şekilde etkilen.
Unutmamak gerekiyor

Zor İnsan yoktur, Zor davranış vardır.”

Ah bir de “ZAMAN”ım olsa... Zaman’ı yönetmek, Hayat’ı yönetmektir.


Ah bir de “ZAMAN”ım olsa...
Zaman’ı yönetmek, Hayat’ı yönetmektir.
Dakika Avcısı mısınız ?
En büyük zaman hırsızı patronlar.
Hayatta büyük işler başarmış alimlerin, liderlerin, dahilerin de haftada 168 saati, günde 24 saati var.
Zaman;Elle tutulmaz, gözlegörülmez, biriktirilemez. Yerine konulması, geri döndürülmesi, yenilenmesi yada satın alınması mümkün değildir.
Yaşam kalitesini artırmak isteyen, öncelikle zamanı iyi yönetmeyi öğrenmeli. Çünkü zaman, hayat demektir, yaşam demektir. Bu nedenle, bir insanı ve geleceğini en iyi tanımlayan unsur, zamanını nasıl kullandığıdır. Zamanı kullanırken sadece bugünü değil, aynı zamanda geleceği de düşünenler ve gelecek için yatırım yapanlar, geleceği şekillendirebilmek için adım atanlar, arzuladıkları geleceği yakalama şansını artırırlar. Şimdi zamanım yok, şunu da alayım, bunu da koy çantaya, akşam eve gidince okurum. Unutmadan şu dosyaya da evde bakarım deyip herşeyi bir kutuya koyarak eve götürenlerden misiniz? Yemek yedikten ve biraz çocuklarla ilgilendikten sonra televizyon karşısında uyuyakalmaktan vakit bulamayıp, yatağınıza götürür müsünüz gün içinde halledemediğiniz işlerinizi. 1 saat daha erken kalkıp bakarım bahanesiyle dosyalarınızı başucunuza koyup sabah uyandığınızda da "Uyumam için daha bir saat var" deyip, sonra kahvaltı bile yapamadan alelacele işe koşuşturur musunuz? Çam yapraklarını, ağacın dallarında bulundurmak yerine yığın halinde mi taşıyorsunuz?
Hayatta büyük işler başarmış alimlerin ortak özelliği, zamanlarını büyük bir ustalıkla yönetmeleriydi. Dağıtımı adil olarak yapılan bu kaynağa hepimiz eşit sürelerde sahibiz; ancak farklı şekillerde kullanıyoruz.
Hiç düşündünüz mü mesainizi nerelere harcıyorsunuz? Asıl ilgilenmeniz gereken işleriniz ne kadar vaktinizi alıyor? Bir de hesapta olmayan, asıl yapmanız gerekenin haricindeki işlere ne kadar zaman harcıyorsunuz? Siz mi zamanı yönetiyorsunuz yoksa zaman mı sizi? 24 saat yetmiyor mu size? Birçok kişi 'zamanım yok' dediği için' günlük hayatta adeta birer dakika avcısı olur, zamandan kazanmak için. Peki bunu nasıl yapacağız? İşte zaman yönetimi burada devreye giriyor.
İnsanlar randevularını ilk defa 1870 yılında bir ajandaya kaydetmeye başladılar. Bu tarih Avrupa ve Amerika için sanayileşmenin başlangıcı aynı zamanda. Ve giderek zamana bağlı yaşamak önemini artırdı. 1928'de ise işleri organize etmek için başka bir sistem geliştirildi. Bunun içinde randevu tarihlerinden başka not defteri ve adresler için yerler de vardı. Bu sistem de 1975'lere kadar devam etti.


En büyük zaman hırsızı patronlar
Her insan bir yöneticidir; kendisini, yani hayatı yönetiyor çünkü. Türk patronları için ilginç bir tespitte bulunuyor: "Patron şirket içinde en fazla zaman çalan insandır. Eğer birşeyler yapılsın istiyorsak patron ziyarete gittiği zaman ya da ofis dışında olduğu zaman yapabiliriz. Çünkü o zaman habire müdahale etmiyor işimize.Türk iş kültüründe patron çok önemli, kararları o veriyor.Bu zaman anlayışı İspanyol, Portekiz, İtalyan, Meksika ve Güney Amerika kültürüne benziyor.
İnsan alışkanlıklarının kurbanıdır. Zaman kullanımı açısından disiplinli olmak ve iyi alışkanlıklar edinmek, hayattaki acil işleri ve stresi azaltırken, önemli ve öncelikli işlere yatırım yapılmasına ve geleceği şekillendire bilmeye fırsat tanır.
Zaman Yönetimi Nedir?
Zaman yönetimi yapılacak faaliyetlerin organize edilerek gün, ay ve yıl olarak planlanması ve bir programa bağlanmasıdır. Zamanı kendi çıkarları için yönetmeyi bilen bir kişi psikolojik olarak da rahattır; çünkü her şey bir program dahilindedir, her şey kişinin kontrolü altındadır.
Böylece kişi daha az endişe ve stres yaşar, daha az hata yapar.
Zaman yönetimi için aşağıdaki tanımlamaları yapabiliriz:
Zaman yönetimi, hayatın ritmini yakalamaktır, anı kaçırmamaktır, geleceğe yön vermektir, geçmişi değerlendirmektir, koordinasyon becerisi kazanmaktır, şimdiki anı gelecek için organize etmektir, erteleme hastalığından kurtulmaktır, hedeflerin için program yapmaktır, saatlerin, günlerin, ayların nasıl geçtiği konusunda bilinçlenmektir, zaman tuzaklarını bilmek ve bunlara düşmemektir.
Zaman Nasıl Yönetilir?
Zaman yönetimi hedeflerin belirlenmesi, bu hedeflere ulaşmak için planların yapılması, planların programa bağlanması, alınan sonuçların denetimi ve değerlendirilmesi, sonuç ne olursa olsun esnek olarak hedef için yeni planların hazırlanması sürecidir.
Etkili bir zaman yönetiminde süreç aşağıdaki gibi işler:
Hedef: Hedefler yapılacak işler değildir, yapılacak işler hedeflerimize ulaşmak için gereken faaliyetler zinciridir. Kendinize gerçekçi, ulaşılabilir, ölçülebilir bir hedef koyduktan sonra bu hedefe ulaşmak için aylık, haftalık ve günlük planlar yapmalısınız.
Plan: İşlerin hangisinin önce yapılması gerektiğine karar veremediğiniz anlarda kendinize şu soruyu sorun: “Bu işi bugün yapamazsam ne olur?” Sonuçlar negatifse o, önemli bir iştir. İşlerinizi böyle bir soru filtresinden geçirdikten sonra öncelik sırasına koyabilirsiniz.
Program: Gün içinde işlerinizi planladıktan sonra, bunları hangi zaman diliminde yapacağınızı da belirtmelisiniz. Önemli işlerinizi not ederek uygun bir zaman dilimine yerleştirmelisiniz. Öncelik sıralamanıza göre, en önemli işlerinizi en verimli ve enerjik olduğunuz zamanda tamamlamaya önem vermelisiniz.
Önceliklerinizi belirleyin
Her şeyi aynı anda yapamazsınız. Bu nedenle öncelikle yapılması gerekenleri belirleyin, diğerlerini daha sonraya bırakın. Örneğin sunumunuz yarınsa ve ondan sonraki gün de önemli bir iş yemeğine katılacaksanız önceliğiniz sunum olmalı, “İş yemeğinde ne giyeceğinizle ilgili büyük sorunu” ertesi güne bırakmalısınız.
Mükemmeliyetçi olmayın
İşinizi en nitelikli şekilde yapın, ama her detaya fazlaca takılırsanız işlerinizi zamanında bitiremeyebilirsiniz veya kendinize gereksiz yorgunluklar çıkarırsınız. Fazla mükemmeliyetçi olmak, kendinizden yapabileceğinizden fazlasını beklemek hiçbir şey yapamamanız gibi bir sonuç da doğurabilir. Kendinizle ve hedeflerinizle ilgili beklentilerinizde gerçekçi olun.
Ertelemeyin
İşinizi yapmanız gereken zamanda yapın. Erteledikçe işler yığılır, diğer işleri hatta en önemlileri bile etkiler ve sonuçta her şey içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Hoşlanmasanız bile yapılması gereken yapılacaktır. Zamanınızı doğru kullanmak istiyorsanız işlerinizi ertelemeyin. Ama kendinizi “Söz konusu işi, tam da o gün hiçbir şekilde yapamayacak” durumda hissediyorsanız o zaman daha iyi bir zamana “pozitif erteleme” yapın. Ama bunu sık sık yapıp kendinizi kandırmayın.
Hayır diyebilin
Hayır’da, Hayır vardır. Siz ve öncelikleriniz önemlisiniz. Bu nedenle istemediğiniz veya önceliğiniz olmayan şeyleri kabul etmeyin. Örneğin iki saat içinde yetiştirmeniz gereken bir iş varsa ve araya başka bir iş almanız isteniyorsa ya da sevgili arkadaşınız tam da bu sırada size son hayal kırıklığını anlatmak istiyorsa “hayır” deyin.
Enerji zamanınızı iyi kullanın
Bazıları sabah yedide zımba gibidir, kiminin afyonu on birden önce patlamaz. Kendinizi en iyi tanıyan kişi siz olduğunuza göre, gün içinde en verimli ve enerjik olduğunuz zamanı da biliyorsunuzdur. Zaman yönetiminizde bu enerjiyi iyi kullanın.
yaşamımızın;
• % 32’sini uyuyarak
• %20’sini çalışarak
• %10’unu yemek yiyerek
• %9’unu seyahat ederek
• %8‘ini kişisel bakım
• %8’ini öğrenerek
• %7’sini bekleyerek
• %6’sını diğer faaliyetlerle geçiririz.



ZAMAN HIRSIZLARI NELERDİR?
 Zamanı tüketen pek çok etken vardır. Bunların başında
• Plansızlık • Öncelikleri belirleyememek • İşleri ertelemek • Kırtasiyecilik • Rutin ve gereksiz işler • Gereksiz telefonlar • Acelecilik • Tembellik • Kararsızlık • Beklenmedik misafirler • Gündemsiz ve verimsiz toplantılar • Teknik aksaklıklar • Yetki delege edememek • Dağınık masa ve büro düzeni • Kaybolan şeyleri aramak • Açık kapı politikası • Hayır  diyememek • Kendini gereğinden fazla işe adamak • Konsantre olamamak
ZAMAN HIRSIZLARI İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR?
 Zaman hırsızları ile başa çıkmada temel rehberimiz,
amaçlarımız ve sorumluluklarımızdır.

Etkili zamanlama için ipuçları

• Hedeflerin belirlenmesi • Önceliklerin belirlenmesi • Ertelenen önemli işledin halledilmesi   • Olumlu ve geliştirilmesi gereken özelliklerin belirlenmesi • Masanın ve mekanın düzene sokulması • Kararların süratli ve yerinde verilmesi • Günlük plan yapılması • İşlerin bir kısmının devredilmesi • Her çalan telefona koşulmaması • Telefonda etkin konuşmanın öğrenilmesi ve gerektiğinde • Gündemli ve verimli toplantılar yapılması • Ziyaret saatlerinin belirlenmesi • Teknik aksaklıkların en aza indirilmesi amacıyla bakım planlaması uygulanması • Hayır demenin elli yolunun keşfedilmesi

Kadınlara en büyük armağan GÜVEN’dir.

Kadınlara en büyük armağan GÜVEN’dir.

Kadın ve erkeğin önceliği ne? İyi niyetli davranışlar eşler tarafından neden yanlış anlaşılır?
Kadında mı ego fazla yoksa erkekte mi?

Yaşadığımız şiddet dünyasında uğradığı canice ve insanlık dışı saldırı ile gencecik yaşta hayatını kaybeden Özgecan Aslan’ı ve nice Özgecan’ları hiçbir zaman unutmayacağız ve onların hayatlarına mal olan ne varsa daima karşısında durmaya devam edeceğiz. Kadınlar aslında yaradılışın ve varoluşumuzun sebebi, gerçekten çok değerliler hayat verenler, yetiştirenler, fedakarlar ve ezilenler aslında istedikleri çok büyük ve olmayacak şeyler değil çok küçük ve daha çok duygu dolu şeyler. Bu ay ben de şiddetten uzak durmak için ve kadınların aslında ne istediğini bulmak için yazdım.

Kadın önce paylaşmak ve yakınlık ister!

Kadınların erkekler konusunda en çok dile getirdikleri şikayetler; erkeklerin onları dinlemediği ve anlamadığıdır, kadın ilişkide önceliği paylaşmak ve yakınlık hissetmek ister. Erkeğin önceliği ise
“Yetenekli, yeterli ve güçlü olduğunu hissetmektir. Erkekler doyumu başarıda ve sonuç almada bulurken, kadınlar paylaşma, değer verilme ve önemseme de yaşarlar. 
Bir kadın eşini sevdiğinde onun gelişmesine yardımcı olmayı, erkeğinin eksiklerini gidermeyi ve düzeltmeyi görev bilir ve bunun için çalışır, doğal eğilimle hareket eden kadın bunu yaparken de eşini koruduğunu düşünür. Bu süreçte erkek değişik bir şekilde düşünerek karısı tarafından yönetildiğini düşünür erkek istemeden kadının erkeğe yardımından erkeğin güçsüzlük ve beceriksizlik duygusu çıkarsamasında bulunur. Bu yaklaşımda erkeğin yanlış anlamaması için çaba sarf etmek lazım

Kadınların Ruhunu Doyurmanın Sırrı

Kontrol Bende
Kadınlar bir erkekte beceremiyor duygusunu hissettirirse bu, kadın erkeği anlamıyor anlamına gelir. Bir kadın erkeğe kendisini iyi ve yeterli hissettirmelidir, erkeğe eğer ‘kontrol bende’ duygusunu yaşatırsa o erkeğe çok şey yaptırabilir. Erkek kendini güçlü hissetsin zaten kadın istediğini kolayca alacaktır.

Kadının egosunu destek olmak ve hisleri paylaşmak doyurur…
Kadınların egosunu doyuran destek görmek, destek vermek, paylaşmak, yardımcı olmak hisleridir. Kadın erkekten çok daha fazla estetiğe, sevgiye, iletişime, güzelliğe değer verir. Sevgi ve uyum onlar için daha önceliklidir. Bir erkeğin kazanmaktan veya tuttuğu takımının başarısından aldığı zevki kadın yakınlaşma ve paylaşma duygularıyla yaşar.  
Erkeğin kendisine yardım önerildiğinde bunu zayıflık olarak algılaması psikolojik konulara ilgisinin azlığındandır. Psikolojik yardımı kabul etmeyi zayıflık gibi telakki eden bir erkek içgüdüleri ile hareket ediyordur. Bu da genelde kendisini aşamadığının işaretidir.



Erkeğe öğüt verirken dikkat!
Bir kadının erkeğe istemeden öğüt vermesi tenkit ya da eleştiri olarak algılanır. Erkeğin kendisini sorunlu, problemli, yetersiz ya da güçsüz hissetmesine meydan vermeden öğüt vermenin yolunu bulan kadın kendini aşmış ve yöneten taraf olmuş demektir. Erkekler bu açıdan çocuk gibidirler. Kabullenip sonra yönlendirilirlerse düşünce yanılgısına düşmezler. İşte size sihirli bir anahtar erkeklere çocuklara söz geçirir gibi yaklaşın kazanın.

En büyük armağan güven!
Eşlerin birbirlerine verecekleri en önemli armağan güvenlerini hissettirmeleridir. Bu aynı zamanda karşımızdakini onurlandırmanın en güzel yoludur. Bir kadın, erkeğin giydiği gömleğin pantolonuna uymadığını gördüğünde “Bu olmamış” derse erkek kendisini beceriksiz hisseder. Bu olmamış yerine “Bence böyle olsa sana daha çok yakışır” demek olumsuz duyguları bertaraf edecektir.
Ancak diğer taraftan kadın fikrini söylemediğinde kendisini işe yaramaz gibi zannedebilir elbette doğası gereği birazda müdahale etmeden duramaz. Bu noktada erkek kadının fikrine saygı duymayı bilmelidir. Farklı görüşü yapıcı olarak paylaşmayı becerebiliyorsa bir erkek kendisini yönetebiliyor demektir. Konunun püf noktası “Önce kabul et” düşüncesini alışkanlık haline getirmektir.


DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE KADINLAR İLE İLGİLİ İSTATİSTİK, ULAŞILAN SAYISAL BİLGİLER

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.

2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.

3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.

4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar

1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.

2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.

3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

- Aile içi şiddetin yüzde 87'si, kadınlara karşı işleniyor. Şiddetin yüzde 34'ü fiziksel, yüzde 53'ü sözlü olarak gerçekleşiyor. Bu oran gecekondu semtlerinde yüzde 97'lere çıkıyor.

- Kadınların yüzde 20'si okur-yazar değil.

- Lise ve daha üstü eğitimli 15-24 yaş grubunda bulunan kadınların yüzde 39.6'sı işsiz.

- Kadınların yüzde 40'ı görücü usulüyle evleniyor, yüzde 20'si ise nikahsız yaşıyor.

- Kadınların yüzde 55'i doğum kontrolü uygularken, yüzde 64'ü hamilelik döneminde doktora gitmiyor.

- Yılda 2 bin 500 kadın anne olmak isterken yaşamını yitiriyor.

- Eğitim gören 100 kadından sadece 2 tanesi yüksek öğrenim görüyor.

- Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 27'lerde bulunuyor

- Türkiye'de kadınların yüzde 35.6'sı bazen, yüzde 16.3'ü sık sık aile içi tecavüze uğruyor.

KADINLARIMIZLA İLGİLİ İLKLER

İlk kadın jet pilotu Leman Altınçekiç, ilk kadın makinist Seher Aytaç, ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen, ilk kadın otomobil yarışçısı Samiye Morkaya idi. İlklere imza atarak kendilerinden sonra gelenlere örnek olan diğer Türk kadınlarını saygıyla anıyoruz.

Kadınlar hayatın temeli ve gücüdür. Şiddetten uzak, sağlıklı bir toplum için hepimize ve özellikle de  annelerimize büyük görev düşüyor. Her çocuğu bir anne yetiştirir ve her çocuk dünyaya geldiğinde boş bir kutudur içini ne ile doldurduğumuz çok önemli unutmayalım.



İkna Etme Sanatı, Nasıl İkna Ederim ?

İKNA ETME SANATI
“İkna edemiyorum, ben de ikna yeteneği yok” diyorsanız bilmediğiniz şeyler var demektir.
İkna etme gücüne sahip olmak mucize değil.

Bana son zamanlarda en çok sorulan ve incelikleri için danışılan konuların başında İKNA var, hatta o gün yayında bir dinleyicim şöyle dedi;
-Eşimi ikna edersem bu hafta sonu bir yerlere gitme planım var.
Ben de merak ettim ve sordum,
-Tatile, eğlenceye ya da kimsenin hayır demeyeceği bir konuda  bile ikna edemiyorsan bir iletişim sorununuz olmasın” dedim.
Ve karşımdaki beyefendinin sessiz kalması her şeyi ortaya koyuyordu, aslında iletişim problemlerimiz ya da ikna etme konusundaki zayıf taraflarımız ya da diğer bir söyleyişle  iletişim kazalarımız aslında tüm motivasyonumuzu ve keyfimizi kaçırıyor. O zaman bunların üstesinden gelip karşımızdakini ikna edip işlerimizi, planlarımızı aklımızdan geçenleri hayata geçirebiliriz böylelikle daha mutlu ve daha güzel bir hayatımız olabilir. O zaman gelin ikna için küçük ipuçları, basit yöntemler ve tekniklerle bu işi nasıl yaparız görelim.
Maaşınıza zam yapması için patronunuzu, fikirlerinizi paylaşması için arkadaşınızı, çöpü dökmesi için eşinizi, odasını toplaması için çocuğunuzu ikna etmek, daha doğrusu başkalarını kendi istedikleriniz doğrultusunda yönlendirmek, yaşamınızı büyük ölçüde kolaylaştırır. Politikadan pazarlamaya, bilimsel tartışmalardan günlük alışverişlere dek insan ilişkilerinde en temel öğelerden biri ikna gücüdür. “İkna sosyal etkileşimin temel taşıdır”. İkna’nın  bir  “Sanat” bir “Yetenek” olduğunu söyleyenlerin  bu konudaki haklılıkları yok değil ancak herkes bu konuda kendini geliştirebilir ve ikna kabiliyetini sonradan da edinebilir. İkna, günümüzün en kilit kelimelerinden biri, her an her yerde sürekli birilerini ikna etme derdindeyiz. İkna’nın amacına ulaşmada kullandığı yöntem amaca doğru zorlamak yerine amacı ilgi çekici kılmaktır. İletişimde üstünlük kurmak adına en çok önemsediğimiz yöntem karşımızdakini ikna etmek. Ancak, insanları ikna etmek kompleks bir süreç, duruşunuz, ses tonunuz, kullandığınız kelimeler, iletişim anında ayrı ayrı etkilere sahip. Günümüzde kişileri etkilemek için çeşitli yöntemler sunulmakta, bunlar üzerine çeşitli araştırmalar yapılmakta. Ne yazık ki insanları kemikleşmiş düşüncelerinden vazgeçirmek ne kadar zorsa, ikna yeteneği gelişmiş insanlara karşı koymak da o kadar zordur. Psikologlar uzun süredir ikna konusuyla yakından ilgilenerek şu sorulara yanıt arıyor: Bazı insanların ikna kabiliyeti niçin başkalarından güçlüdür? Bir ikna stratejisi bazı koşullarda başarı sağlarken, bir diğeri aynı koşullarda niçin yarar sağlamaz? Peki, İnsanları ikna etmenin en etkili yolu hangisi?
Yapılan araştırmalar ve teknikler arasında bence uygulaması en pratik ve en kolay olan “Ama özgürsün” tekniği. Karar vermesini istediğiniz kişiye, seçiminde rahat olması gerektiğini, hayır deme özgürlüğünün de olduğunu, hissettirmeyi amaçlayan bir strateji. Kişiye “Ama özgürsün” diyerek, “Hayır dememen için sana baskı yapmıyorum, bu konuda kendini özgür hisset” mesajını iletiyoruz.
42 psikoloji makalesinin (22.000 kişi) gözden geçirilmesiyle çıkan sonuçlara göre (Carpenter, 2013), bu teknik bir kişiye “Evet” dedirtebilmek için şansı iki kat arttırıyor.
Bu tekniği kullanırken tam olarak aynı kelimeleri kullanmak zorunda da değilsiniz, ana konudan uzaklaşmadan farklı kelimelerle ifade edebildiğiniz sürece aynı etkiyle “Evet” cevabını alabiliyorsunuz.
Örneğin:   “Evet veya hayır demek sana kalmış”, “Kararını etkilemek istemem”
Ayrıca bu tekniği yüz yüze konuşmalar dışında yazışmalarda, e-maillerde de kullanabilirsiniz. Yüz yüze olmadığı sürece etkisi azalsa da, karşınızdakine evet dedirtmekte şansınızı yükseltmekte.
E-mail deyince söylemeden geçmeyim erkekler E-mail ile kadınlar yüz yüze daha fazla ikna ediyor.
kadın gruplarının toplumsal bağlar kurarak ortak bir karara varmaları. Elektronik haberleşme, kadınların toplumsal bağ kurmak için yararlandıkları sosyal davranışların önünü kesiyor.
Oysa erkek grupları tipik olarak iktidar ve bağımsızlık peşinde koşarlar ve bu da çoğunlukla rekabetçi bir ortam doğurur. Erkekler daha önce hiç karşılaşmamış iseler, bir konuda tartışırken, internet ortamında yazışmaları veya yüz yüze olmaları fark yaratmaz. Ancak daha önce karşılaşmış iseler ve aralarında rekabet de varsa, yüz yüze bir toplantı verimli geçmez. Oysa internet ortamında fikir alışverişi daha yararlı olur. Dolayısıyla elektronik haberleşme kadınların aralarında bağ kurmalarını engellerken, erkeklerin rekabetçi dürtülerini baskılarına yol açar.
Böylece eğer kadınsanız ve bir başka kadını “yola getirmek” için yüz yüze bir görüşme ayarlayın. Eğer erkekseniz ve yüzleşmekten hoşlanmıyorsanız e-posta ile haberleşin.
Klişeler işe yarar: Pahalı iyidir; gözlüklü insanlar, güven uyandırır vb.. Bunlar geniş kabul görmüş klişe yapılardır
Karşılıklı ödün verme kuralı: İlk önce istediğinizden daha büyük ve kabul edilmesi zor olan bir şey isteyin. (Ancak bunun mantıksız derecede büyük olmamasına dikkat edin). Bunu büyük ihtimalle de kabul etmeyecektir. Böylece asıl istediğiniz şeyi teklif ettiğinizde, en azından bunu yerine getirmek için bir istek duyacaktır.,
Seçenekleri sınırlayın: Daha az seçenek, seçim yapmayı kolaylaştırmakla kalmaz, seçiminizin daha iyi ve etkili olmasını da sağlar. Örneğin bir mağazada, insanların 6 çeşit reçelin tadına bakma fırsatı verildiğinde, reçel satışları, 20 çeşit reçelin tadına bakma fırsatı verildiği döneme oranla on kat artmıştır. Buradaki örnekte olduğu gibi seçeneklerin artırılması, reçellerin tadına bakanları artırır, satışları değil!
Hareket edin: Hedefiniz, yerinden oynamıyorsa ve ikna girişimleriniz dilediğiniz yönde ilerlemiyorsa bedeninizi hareket ettirin. Ayağa kalkarak odada gezinin. Bu hareketlenmenin, duyguları da harekete geçireceği kanıtlanmış bir olgudur. Bunu karşınızdaki kişi için de yapın. Hedefinizi fiziksel olarak harekete geçirirseniz, hedefinizin ruh halini de değiştirebilirsiniz
İkna için çaba göstermek biraz dersimizi çalışmamız gerektiği ortada harekete geçin, çaba gösterin ikna edemeyeceğiniz hiçbir şeyin olmadığını görün. İkna etmek için karşınızdakini incelemeyi ona uygun yöntemi kullanmayı da unutmayın.
Her konuda bana ulaşabilir ve merak ettiklerinizi danışabilirsiniz. Müzik’ten, mutfağa, hayattan, gelişime,kadın erkek ilişkilerinden, eğlenceye çok çeşitli konularla mart ayında buluşmak üzere.
Hoşçakalın...
İletişim:
Saocial Media / @ozguraksuna